dugme

13 Ekim 2011 Perşembe

Azı karar, çoğu zarar: Tuz Hipertansiyon hastalarının tedavisinde tuzun kısıtlaması kan basıncının kontrol altına alınmasında ilaç kullanımı kadar önemli...

Uluslararası Böbrek Vakıfları Federasyonu (IFKF) Başkanı ve Türk Böbrek Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Timur Erk, Türkiye'de artan kalp ve böbrek hastalıklarının halk sağlığını tehdit eden boyutlara ulaştığını söyledi.

Erk, resmi araştırmalara göre, kronik böbrek yetmezliği hastalığına yakalanma riskinin dünya ortalamasının yüzde 10 olduğunu, bu oranın Türkiye'de yüzde 14'e çıktığını aktararak, ''Ülkemizdeki bu oranı dünya ortalamalarına çekebilmek için somut çalışmalar gerçekleştirmemiz gerekiyor. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları çocukluk çağlarında başlar. Bu konuda anne ve babalar, evdeki beslenme ve okulda tüketilen yiyeceklerin kontrolü ile sağlıklı nesillerin oluşmasına önemli değerler katabilirler'' diye konuştu.

Son dönem kronik böbrek yetmezliği hastalığının önemli ve önlenebilir nedenlerinden biri olan yüksek tansiyon hastalığının kalp sağlığı için de önemli bir sorun olduğunu anlatan Erk, şöyle devam etti:

''Tuz, fazla miktarda tüketildiğinde kan basıncını artıran, yüksek tansiyona neden olan, yüksek tansiyonun neden olduğu kalp-damar ve böbrek hastalıklarını oluşturan önemli bir gıda maddesidir. Genetik yatkınlık gibi durumlar bu faktöre eklendiğinde hipertansiyon hastası olmak kaçınılmaz hale gelir. Hipertansiyon hastalarının tedavisinde tuzun kısıtlaması, kan basıncının kontrol altına alınmasında ilaç kullanımı kadar önemli. Kan basıncının yükselmesine neden olan hipertansiyon, damarlar, kalp ve böbreklerde tahribata yol açarak bu hastalıkların ilerlemesine neden olur. Böbreklerin bir görevi de vücuttaki kan basıncını belirlemek olduğundan yüksek tansiyonu tetikleyen dış etkenler böbrek sağlığının da bozulmasına yol açıyor.''

Türkiye'de günlük tuz tüketimi

Timur Erk, Türkiye'deki toplumsal beslenme alışkanlıklarına bakıldığında günlük gıda tüketiminin en az yarısını ekmek ve unlu mamullerin oluşturduğunu, ortalama damak tadına göre de unlu mamullerin içinde önemli miktarlarda tuz bulunduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:

''Sağlıklı beslenmek, hipertansiyonu önlemek ve bu hastalığı tedavi etmek için günlük kişi başına ortalama 6 gram tuz tüketilmesi gerekirken 2008 yılında yapılan bir çalışmaya göre, ülkemizde kişi başına günlük ortalama 18 gram tuz tüketildiği ve bu miktarın yaklaşık 7,2 gramının beyaz ekmek ve unlu mamullerin tüketimi sonucu alındığı belirlenmiştir. Bu noktada alınması gereken başlıca önlem ise tuz tüketimin toplum sağlığı için önce bireyden başlayacak bir hareketle kısıtlanması ve sınırlandırılması, daha sonra da bunun toplumsal farkındalık olarak hayata geçirilmesidir.''

Tuzun bütün paketli gıdalara dayanıklılığı artırmak üzere girdiğini, soslar, işlenmiş etler, hazır çorba ve et suyu tabletleri, konserveler, turşu ve hatta tatlı bisküvilerde de belirli miktarda tuz bulunduğunu ifade eden Erk, toplumsal tuz tüketimi davranışı için şu tavsiyelerde bulundu:

''Tuzsuz ekmek veya tuzu azaltılmış ekmek ve unlu mamul üreten fırınların sayısını arttırmak için girişimlerde bulunulmalı. Üzerinde içerdikleri tuz miktarını yazan gıdaları tercih edilmeli, gıda üreticileri besinlerin içerdiği tuz miktarını yazmaya teşvik edilmeli, tuzu fazla miktarda içeren gıdalar daha az tüketilmeli. Çocuklara tuzun zararları anlatılmalı, okullarda tuzun zararlı olabileceği öğretilmeli. Gıda üreticilerinden daha az tuzlu besinler talep edilmeli. Sofralarda tuz bulundurulmamaya çalışmalı, yemeğin tadına bakmadan tuz atmadan vazgeçilmeli.''

Erk, ayrıca tuz tüketimin sınırlandırılmasıyla ilgili lokantalardaki tuzlukların masalardan kaldırılması ve ekmeklerdeki tuz oranlarının düşürülmesi amacıyla TBMM Sağlık Komisyonu ile bir proje üzerinde çalıştıklarını aktararak, bu kapsamda çeşitli çalışmalarda bulunacaklarını vurguladı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder