dugme

4 Ocak 2012 Çarşamba

Egzersiz ve kanser


Son 10 yılda egzersizin kanser üzerine etkisi konusunda bir çok çalışma yapılmıştır. Deneysel araştırmalar da egzersizin tümorogenez direnci arttırdığı saptanmıştır. Bu etkileri enerji dengesi ile açıklayan bir kısım araştırıcı, egzersizle artan enerji ihtiyacının tümör büyümesini yavaşlattığı görüşünde olmasının yanında temel mekanizmanın immünolojik olduğu sanılmaktadır.
Fiziksel aktivitenin daha düşük kolorektal kansere yol açtığına dair bulgular vardır. Kolon kanserinin nisbi riski sedanterlerde daha aktif gruplara göre 1,3 ile 2 kez daha fazla görülmektedir. Fiziksel aktivite, kadınlarda meme ve üreme sistemi gibi diğer sistemlerin kanser insidansını azaltmaktadır. Diğer bölgelerin kanser riskiyle ilişkileri geniş çapta incelenmiş olmasa da egzersizle birlikte akciğer, tiroid, sindirim sistemi ve hemopoetik sisteminin kanserinin azaldığına dair bilgiler vardır.
Göğüs ve kolon kanseri üzerine Kaliforniya üniversitesinde yapılan çalışma sonuçları tartışılmaz görülmektedir; buna göre düzenli egzersiz yapan kadınlarda göğüs kanseri riski anlamlı olarak azalmaktadır. Haftada düzenli olarak 1-3 saat arasında egzersiz yapan kadınların göğüs kanseri riski % 30, 4 saatten fazla egzersiz yapanlarda % 55 oranında azalmaktadır.
Yıllardır, sedanter biçimde, masa başında çalışanlar ile kolon kanseri arasında doğrudan bir ilişki vardır. Uterus, cerviks, prostat ve akciğer kanserlerinde, egzersiz düzeyinin artışı ile kanser riskinin azalması arasında kesin bir azalmanın olduğu görülmektedir.
Bazı kanser türlerinde, özellikle göğüs kanserinde, obezite kanser gelişimi ile istatistiksel olarak ilişkilidir, bu diagnoz boyutu nedeniyledir, yağ dokusunun artışından kaynaklanır. Bu mantıklı görünmektedir. Düzenli egzersiz yapan kişiler obezlere göre daha düşük yağ oranına sahiptirler olası kanser riskini uzaklaştırmaktadırlar.
Benzer şekilde, egzersiz gastrointestinal metabolizmayı hızlandırır. Bu metabolizma artışı sindirim ve boşaltım süreçlerinin artışına yol açar. Bu olayın kimyasal onkojeniklerin (kanser yapan) ve yenilen sağlıksız besinlerin metabolitlerini uzaklaştırdığı düşünülmektedir. Kesin sonuç kolon ve diğer gastrointestinal kanser türlerinin azaldığını göstermektedir. Son birkaç yılda egzersizin immün sistemi destekleyerek kanser riskini azalttığına dair kanıtlar vardır.


  • egzersiz
  •  
  • Egzersizin faydaları
  •  
  • kanser
  •  
  • sağlıklı yaşam
  •  
  • spor


  • Yatarken Işığı Mutlaka Söndürün

    Sabahları sinir harbi içinde uyanıp sevdiklerinize "İllallah" mı dedirtiyorsunuz? Bunun nedeni uyurken yapay ışığa maruz kalmanız olmasın?

    Işıkları uyurken söndürün, sabahları kabusa çevirmeyin!
    Işık açık uyumak, beyin fonksiyonlarını ciddi şekilde etkiliyor ve depresyonu tetikliyor.
    Amerikalı biliminsanları bir grup fareyi 24 saat süreyle yapay ışıkta bıraktı. Farelerden bir kısmı karanlık bir borunun içine girme imkanı bularak burada kaldı.
    Sonuçta sürekli bir şekilde ışık altında tutulan ve karanlık boruya kaçma imkanı bulunmayan farelerde diğerlerine göre belirgin şekilde depresyon semptomları görülürken, buna örnek olarak da farelerin en çok sevdiği şekerli sudan fazla içmemeleri gösterildi.
    Sürekli ışıkta bırakılan farelerde korku hormonlarının az salgılanmasının ise şaşırtıcı olduğunu, insanlarda depresyon ve korkunun birlikte ortaya çıktığını belirten araştırmacılar, herhangi bir şekilde gece gündüz uyku düzeni bozulan insanların sağlık durumunun ciddi şekilde tehdit altında olduğuna vurgu yaptı.
    Karanlıkta uyumak beynin melatonin hormonu salgılamasını sağlayarak kişiyi kanserden koruyor.
    Işıkta bu hormon salgılanmadığı için kanser hücreleri daha çabuk gelişiyor.
    Uzmanlar, "Gece lambası da olsa ışıktan kaçının." uyarısında bulunuyor.
    Geceleri uzun süre yapay ışığa maruz kalan insanların sağlık durumu ciddi bir şekilde zarar görebiliyor.

    Emeklilik, Emeklilik Hizmet Süresi Hesabı, emeklilik hesaplama, emeklilik sorgulama, emeklilik öğrenme, bağ kur ne zaman emekli olabilirim, emekli sandığı, emeklilik hesaplama ssk, emeklilik hesaplama bağkur, ssk emeklilik öğrenme, ssk emeklilik, bağ-kur ne zaman emekli olabilirim,


    Emeklilik Hesaplaması için aşağıdaki linke tıklayınız:
    Emeklilik, Emeklilik Hizmet Süresi Hesabı, emeklilik hesaplama, emeklilik sorgulama, emeklilik öğrenme, bağ kur ne zaman emekli olabilirim, emekli sandığı, emeklilik hesaplama ssk, emeklilik hesaplama bağkur, ssk emeklilik öğrenme, ssk emeklilik, bağ-kur ne zaman emekli olabilirim, emeklilik hesapları, emeklilik hesabı emekli sandığı, bağ-kur emeklilik, emeklilik hesaplaması, emeklilik hesabı, bağkur emeklilik öğrenme, bağkur emeklilik, bağkur emeklilik öğrenme, bağ-kur emeklilik sorgulama, bağkur emeklilik sorgulama, bağkur ne zaman emekli olabilirim sorgulama, emeklilik hesaplama cetveli, emeklilik hesaplama tablosu

    Glokom, göz içi basıncından görme sinirinin zarar görmesi ile karakterize bir hastalıktır. Görme sinirini oluşturan liflerin, basıncın etkisi ile yavaş yavaş harap olmasına bağlı olarak görme alanı daralmaya başlar. Zamanında teşhis ve tedavi yapılmadığı taktirde, sinir liflerindeki hasarın geri dönüşsüz olması nedeniyle, görme alanının ileri derecede kaybı ve hatta körlük kaçınılmazdır. Glokom önemli bir halk sağlığı sorunu olup, gelişmiş ülkelerde, körlüğün ikinci en sık görülen nedenidir. 35 yaş üzerindeki her 50 bireyden yaklaşık olarak birinde glokom mevcuttur.
    İleri yaş glokomu ağrısızdır, sinsidir !
    Glokomda göz içi basıncı sıklıkla yavaş yavaş yükselip, görme sinirinde yavaş, fakat ilerleyici bir harabiyet yapar. Bu özellikleri nedeniyle de, halk arasında inanılanın aksine, ağrısız ve sessiz gidişli bir hastalıktır. Yine bu özelliğinden dolayı hasta bireylerin çoğu, varolan glokomunun farkında değildir. Hastalığın çok ileri evrelerinde ise, görme alanındaki ileri derecede daralma, hasta tarafından hissedilebilir. Ya da hastalığın son evresinde, bir gözün ışığı bile seçemediği farkedilir ki, bu aşamada, artık tedavisi mümkün olmayan bir kayıp söz konusudur.
    Glokomun daha nadir görülen tipinde ise, ani olarak çok yüksek değerlere çıkan göz içi basıncı, göz çevresinde ağrı, gözde kızarıklık, görmede bulanıklaşma, ışıkların çevresinde halelerin görülmesi ve mide bulantısı ile kusmalara neden olur.
    Diabette glokom riski 3 kat artmıştır!
    Glokom normal toplumda %2 sıklıkla görülen bir hastalık olmakla birlikte, bazı bireyler glokom gelişimi yönünden daha fazla risk altındadır.
    * Birinci dereceden akrabalarında glokom olanlar en fazla risk altında olan gruptur, bu bireylerde glokom gelişme riski on kat daha fazladır.
    * İkinci önemli risk faktörü diabettir. Diabetli hastalarda glokom riski, normal bireylere göre üç kat daha fazladır.
    * İleri yaşta glokom sıklığını artırır, özellikle 65 yaş üzerinde glokom hastalığına daha sık rastlanır.
    * Ayrıca hipertansiyon, tıkayıcı damar hastalıkları, migreni olan bireylerde ve yüksek miyop gözlerde de glokom riski artmıştır.
    Glokom önlenebilir körlüklerin en başında gelir!
    Hemen hemen hiç bulgu vermeyen bu hastalık, ancak, kontrol amacıyla göz muayenesi yapılan kişilerde erken tanınabilir.
    Düzenli yapılan göz muayeneleri ile glokomun erken tanısı mümkündür!
    Bu amaçla önerilen göz muayenesi aşağıdaki sıklıkla yapılmalıdır:
    * Hiçbir risk taşımayan olgularda
    o 35-40 yaş arasında bir kez
    o 40-60 yaş arasında 2-3 yılda bir kez
    o 60 yaştan sonra 1-2 yılda bir kez
    * Risk grubundaki olgularda
    o 35 yaştan sonra her yıl 1 kez
    Ağrısız ve sessiz gidişi nedeniyle bireylerin çoğu hastalığının farkında değildir. Glokomun tespitinde düzenli aralıklarla yapılan göz muayenelerinin önemi büyüktür
    Yine bu nedenlerden dolayı göz içi basıncının ölçümü, gözdibi bakısı ve görme alanı incelemesi, göz muayenesinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.
    Her bireyin göziçi basıncı kendine özeldir!
    Göziçi basıncının normal aralığı, genelde 10-22 mm Hg olarak kabul edilir. Ancak, glokom ile göziçi basıncı düzeyi arasında oldukça karmaşık bir ilişki vardır.
    * Bazı olgularda 22 mm Hg’dan yüksek göziçi basıncı, görme sinirine zarar vermez. Bu olgular, yine de daha sonra gelişebilecek harabiyet yönünden takip edilmelidir.
    * Bazı olgularda ise normal kabul edilen aralıktaki göziçi basıncı düzeyine rağmen, görme siniri harabiyeti vardır. Bu tip olgulara Düşük Basınçlı Glokom denmektedir. Yapılması gereken, göziçi basıncını mevcut düzeyinden daha aşağılara çekmektir.
    Göziçi basıncı gün içinde değişir!
    Göziçi basıncı günün belirli saatlerinde, kişinin ilaç kullanıp kullanmamasıyla da ilgili olarak, önemli değişiklikler gösterir. Sağlıklı kişilerde 5 mm Hg’a kadar olmasını beklediğimiz bu dalgalanma, glokomlularda daha fazladır. Bu değişim, vücut tansiyonuyla ilişkili değildir. Ancak, vücut tansiyonu sürekli yüksek seyreden olgular risk grubunda olduklarını bilmeli, yılda 1 kez, yakınmaları olmasa da göz doktoruna başvurmalıdır.
    Erken tanı glokoma ait harabiyeti durdurabilir; ama geri döndüremez!
    Glokom tanısında geç kalınmadıktan sonra tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Düzenli tedavi ve kontrollerle glokoma bağlı körlükler önlenebilir. Günümüzde göz içi basıncını düşürmeye yönelik çok sayıda ilaç alternatifi mevcuttur. Glokom tanısı konulduğunda, hastanın sistemik hastalıkları da dikkate alınarak en uygun tedavi seçeneği belirlenir.
    Bir kez glokom tanısı konulan bireyin ömür boyu, verilen ilaçları düzenli olarak kullanması ve takibi şarttır. Göz içi basıncını düşürmeye yönelik bu damlaların, düzenli olarak, mümkün olduğunca günün önerilen saatlarinde ve göze isabet edecek şekilde, göze değdirilmeden damlatılması tedavinin başarısı yönünden çok önemlidir. Örneğin, günde iki kez damlatılması önerilen göz tansiyonu damlası, sabahları 08.00’de damlatılıyorsa, akşamları da 20.00’de damlatılmalı, gece yarısı veya yatmadan önceye bırakılmamalıdır.
    Glokom tedavisi alan kişinin takibinde, ilaçla elde edilen göziçi basıncı düzeyi, önem taşır. Bu nedenle, tedavi alan glokom hastaları, kontrol muayenelerine geldiklerinde de tedavilerini aksatmamalı, muayene günündeki damlalarını da, saatinde damlatmalıdır.
    Tedavinin başarılı olup olmadığı, hastalığın şiddetine göre değişen sıklıklarla yapılacak kontroller ve görme alanı gibi ek incelemelerle yapılır. Genel olarak ilaç tedavisi ile göz içi basıncını kontrol etmek mümkündür; Ancak, ilaç tedavisinin yetersiz kaldığı veya iyi uygulanamadığı durumlarda laser tedavisi ya da ameliyatlar ile de göz içi basıncını düşürmek yoluna gidilebilir.
    Özetle; glokom önlenebilir körlük nedenlerinin başında gelir. Erken tanı, en önemli tedavi şansını yaratır. Hiçbir yakınmanız olmasa dahi, göz doktorunuza önerilen sıklıklarda başvurmanız, görmeye devam edebilmeniz için şarttır.
    Aydınlık ve güzel günler dileğiyle....
    Op. Dr. E. Deniz Eğrilmez & Op. Dr. Sait Eğrilmez


  • Op. Dr. E. Deniz Eğrilmez
  •  
  • Op. Dr. Sait Eğrilmez
  •  
  • Glokom
  •  
  • glokom hastalığı
  •  
  • glokom nedir
  •  
  • glokom tedavisi
  •  
  • göz hastalıkları
  •  
  • göz sağlığı
  • Göz tansiyonu
  •  
  • Hastalıklar
  •  
  • karasu

  • kÖRLÜK ÖNLENEBİLİR Mİ?


    kÖRLÜK ÖNLENEBİLİR Mİ?
    İnsanlarda görme duyusunu kaybetme korkusu yaşam ile eşdeğerdedir. Bu derece önemli bir duyu organı olan gözlerimizin sağlığı, çeşitli sebeplere bağlı olarak bozulabilir.
    Günümüzde tedavi imkanı bulamadığımız veya sınırlı olarak yardım edebileceğimiz körlük nedenleri mevcuttur. Buna karşılık, önceden çaresiz modern alet ve yöntemlerle tedavi edilebilmektedir.
    Bu konuda en önemli noktalardan birisi, birçok göz hastalığının zamanında teşhis ve tedavi edilmesi ile körlüğün önlenebileceği gerçeğidir. Hastaların bu konuda duyarlı olması, en küçük bir şikayeti dikkate alması, en kıymetli organlarımızdan biri olan gözlerimiz için çok önemlidir. Özellikle periyodik göz kontrollerinin yapılması, birçok göz hastalığını henüz belirtileri başlamadan önlenmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasını sağlayacaktır.
    KÖRLÜĞÜN SEBEBLERİ
    DOĞUŞTAN VEYA ÇOCUKLUK ÇAĞI KÖRLÜKLERİ

    Adjuvan nedir?


    Hamilelere özel aşı
    Sağlık Bakanlığı Türkiye'ye aşı temin edecek firmalardan biriyle yaklaşık 1 milyon doz ''Adjuvansız aşı'' alınması konusunda sözleşme imzaladı. Anlaşmaya göre, söz konusu aşıların Aralık ayında Türkiye'de olması bekleniyor.
    Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi (RSHM) Başkanı Doç. Dr. Mustafa Ertek, gebeliğinin özellikle son 3 ayındakilerde domuz gribinin risk yarattığını belirtti.
    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ile Avrupa Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi'nin gebelere de adjuvan içeren aşı uygulanabileceğini bildirdiğini kaydeden Ertek, ''Bu tür konularda karar hekime bırakılıyor, ancak gebelere mümkün olduğunca hiçbir kimyasal ve biyolojik madde verilmemesi gerekiyor. Bu nedenle gebelere adjuvansız aşı uygulanmasına karar verildi'' diye konuştu.
    Adjuvan nedir?
    Aşının bağışıklık yapma gücünü artıran madde ''Adjuvan'' olarak adlandırılıyor. Türkiye'de uygulanacak aşılar adjuvan olarak ''skualen'' maddesi içeriyor.
    Aşı adjuvanla birlikte yapılınca bağışıklık kazanma potansiyeli daha çok artıyor. Bazı ülkelerde söz konusu maddenin özellikle hamilelerde yan etkilere neden olduğu iddiaları gündeme getiriliyor.

    Squalene nedir?


    Squalene nedir?
    * Squalene doğal bir madde olup bitkilerde, hayvanlarda ve insanlarda bulunmaktadır. İnsan karaciğerinde yapılmakta ve kan dolaşımında bulunmaktadır.
    * Squalene aynı zamanda bazı gıdalarda, kozmetik ürünlerinde, tıbbi tedavi ve sağlık ürünlerinde de bulunmaktadır.
    * Squalene ticari olarak balık yağından özellikle köpek balığı karaciğerinden üretilmektedir. Bu kaynaklardan pürifiye edilen squalene ilaç sanayi ve aşılarda kullanılmaktadır.
    Aşılarda squalene var mıdır?
    * 1997 yılından beri her dozunda 10 mg squalene içeren bir influenza aşısı (FLUAD, Chiron) çeşitli Avrupa ülkelerinde sağlık otoriteleri tarafından onaylanmış olarak kullanılmaktadır. Squalene emülsiyon olarak bulunmakta ve aşının immünojenitesinin arttırmak için kullanılmaktadır.
    * Pandemik grip ve sıtma aşıları dahil bazı deneysel aşılarda da squalene kullanılmıştır.
    Aşılara squalene neden eklenmektedir?